Aşk Üçgeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk Üçgeni etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Güzelleme | Bahr-ı Tahvîl

an ol günü ki âhir olup nev-bahâr-ı ömr
berg-i hazâna dönse gerek rûy-i lâle-reng

-- "Mersiye-i Hz. Sultan Süleyman Hân”, Fuzulî --

Mısra-ı Evvel | Birinci Dize
Ey gülistân-ı letâfetde hezâr işve vü nâz ile yetişmiş gül-i ranâ sana gûyâ ki edip müşgî-sehâb u mey-i gülgûn u gül-âbı dahi bârân edip enfâs-ı Mesîhâ'yı nesîm eyleyip envâ-ı nezâketle tarâvetle verip perveriş etmişler o ruhsâreyi yüz reng-i bahârân ile bin gonce-i handâna mukattar kılıp el-hak bir aceb sûrete koymuş seni nakkâş-ı ezel kim ne gelür misli ne gelmek mutasavver görinür böyle bahâ ile bu hüsn ile yaraşmaz sana kim âşık-ı şûrîde-i bî-tâbını mahzûn edesin nâle vü âh ile ciger-hûn edesin yâ bu mudur kâide-i şehr-i mahabbet bu mudur tarz-ı meveddet tutalım böyle imiş farz mı ol kâideyi eylemek icrâ ne olurmuş bir iki gün dahi terk eyleyip ol resm-i cefâyı donadıp bezm-i safâya oturup meclise begler gibi sen nûş-ı şarâb eylesen 'uşşâk terâne ile dil ü sînesine nây u rebâb eylese kim men ede hâşâ...

Mısra-ı Sani | İkinci Dize
Ser-te-ser milk-i cihân berg-i benefşeyle gül ü gonca vü lâleyle dolup gülşen-i firdevs ile hem-reng olup elvân-ı şükûfe ile müzeyyen oluyor sen dahi envâ-ı küşâyişler ile nâdire cünbişler ile gelsen elin boynuma salsan beni alsan da berâberce açılsak çemene bakışuban hande-i nâz ile biraz serve biraz dahi gülüşsek semene yohsa olmuş mu degül memleket-i nâzda bu lutf u nevâziş bu inâyet güzelim belki budur tavr-ı pesendîde-i hûbân ki alup âşıkı tenhâca fakat bir iki mutrible gehî kendisi sâkî vü gehî mutribi sâkî ederek gül gibi handân olarak açılarak haste-i hicrânını ihsân-ı firâvânla ihyâ ede tekrâr dirildip yine öldürmek için tâzece cân-bahşına îmâ ede yanî ki biraz lutf u biraz cevr ise de cânib-i insâfa gide etmeye yek-bâre sitem resmini icrâ…

Mısra-ı Salis | Üçüncü Dize
Gele ey  mâh-ı  siyeh-perçem  ü  gül-fem  bu  gece  seyr  ü temâşâya çıkup cilve-i meh-tâb ile deryâda biraz âlem-i âb eylesek olmaz mı ki envâr-ı ziyâsıyla kamer mevclerin her birini sîm servler gibi tezyîn edip aksiyle nücûmın dahi kandîl-i  dırahşân ile ir  bezm-i  çerâgân-ı bezm-i dîgergûn görünmiş   ki şebistân-ı cihân böyle münevver geceyi böyle safâ bahri ki ru'yâda bile  gördügü  yokdur  ki  ser-â-ser  çemen  üşküfeleri  gelmiş  o  deryâda  habâb olmuş o gird-âbların her biri bir havz-ı pür-âb olmuş aceb tarz-ı pesendîdesi var sûret-i  nâ-dîdesi  var  gûyâ  sana  kâse-i  billûr-ı  sipihrin  içi  şîr  ile  leb-â-leb  de egilmiş de zemîn üzre dökülmüş tagılup lü'lü'-i şehvârları târ-ı şuâ ile nücûmun yine tekrâr dizilmiş nazar erbâbına olmuş heme yağma…

Mısra-ı Rabi | Dördüncü Dize
Güzelim âşıka cevr etme cefâ meşrebine gitme amân haste-i hicrânını incitme ki bir gün ola sen dahi düşüp aşkına senden beterin zülfüne ber-dâr olasın mihnet ü endûha haber-dâr olasın âh u figânıyla yanıp yakılasın gül-ruhunun şulesine âlemi şeydâ kılasın sonra nedâmetlerini kimseye izhâr edemezsin ki sen uşşâkına rahm etmedigin lutf u vefâ meslegine gitmedigindir ki gelip yoluna bu dâme tutuldun deyü envâ-ı melâmetler edip birbirine halk işâretler edip âşıka rahm etmeyenin hâli budur zübde-i âmâli budur öyle gerekdir deyip ol hüsnüne dil bagladıgın kâfiri tahrîk ederek bir bir ederler sana tevbîh o zamân sen diyesin kim bu sözleri hep söyledi dîvâne kıyâs eyledi kim Gâlib-i şeydâ…

[Açıklama: Birkaç kez okunduğunda, çok zengin bir düş gücü ve aşırı incelikli bir anlatımı var bu dizelerin. Dilinin günümüz Türkçesinden epey uzak olması ve içerdiği Arapça ve Farsça ağdalı tamlamalar bir yana, şiirsever ya da şiir yazar herkesi epeyce düşündürecektir sanıyorum bu dizeler. Değişik imge ve söyleyişlerle divan şiirine yeni bir hava getirmiş olan, Osmanlı divan şairi Şeyh Galib'in (1758-1799) dört uzun dizeden oluşan bu düzyazı şiir türünün adı Bahr-ı Tahvîl'dir. Bu türe, belki "Nehir Dize/Şiir" diyebiliriz. Okurların bileceği gibi, mesnevi türündeki 2041 beyitten oluşan Hüsn ü Aşk da Galib'indir.
Şunu da anımsatmakta yarar var: Fotoğraflar üzerine "tık"ladığınızda, onları daha gösterişli biçimiyle izleyebilirsiniz.

Yorumla|Paylaş

Kaç Kişiyiz Kendimizde? | Aşk Üçgeni 3


"sana sevgi ve şefkatle sarılacak biri olacaktım ve bu senin için yeterliydi"yle çıkmıştık yola...
...
'sevdiğin sözler' neydi, unutmayalım: 'Hayat insanı eğitiyor, önemli olan satır aralarını iyi okuyabilmek...'

ve "olsun varsın... hadi, ikimizin de açık olsun yolu... ikimize de 'uğurlar ola!'" diyerek bağlamıştık ortak öykümüzün ilk gününü...
...
öykümüzün orta dönemi, son döneminin içinde 'gizli/açık'...
o halde, son dönemin çerçevesini çizelim önce...
aylardan nisan... nisanın ortası...

bir Ahmet Oktay şiiriyle tanımlayalım mı şu 'nisan'ı, ne dersin?

cıvıldayan ilkyaz.
günbatımını seyrettiler
balkonda
–hırkanı giy, dedi kadın
havalar serin daha–

aşağıda çınarın altında
durup öpüştü iki sevgili

–doğru, diye yanıtladı adam
yaşlanıyorum artık–

ve ekledi:
ayların en zalimidir Nisan.
...

gelelim şimdi 'ayların en zalimi olan Nisan'ın 13'üne... hadi gelelim!
'ayların en zalimi Nisan'da olanları, senin kaleminden dinleyelim ki, böylece kimseciklere haksızlık etmiş olmayız, ne dersin?

on üç nisan iki bin... günlerden cuma... saat 14:35.


yaşamımdaki tüm değerler üzerine yemin ederim ki...

I...
Ben S. K.
Birlikte olduğumuz tarihten bu güne kadarki sürede sana, yaşamımdaki tüm değerler üzerine yemin ederim ki hiçbir konuda yalan söylemedim, olduğumdan farklı davranmadım.
Fakat sen kendi kurgularınla, gelişmeleri hep kendi görmek istediğin gibi gördün. Oysa işin özüne inseydin, kendi düşündüğün gibi olmadığını görecektin. Hep kolaycılığı seçtin, kendi düşüncenin doğru olduğuna inandın.

senin elinden tamamıyla uçup gideceğimi anladın...

Şu an 15:07 saat. Ve beni tutsak almış durumdasın. İki nedenin var. Birincisi, senin elinden tamamıyla uçup gideceğimi anladın.
İkinci nedenin: bir tesadüf ki, daha önceki arkadaşım seninle birlikte olduğumuzdan beri, ikinci kez arıyordu. Ben sorun çıkmasın diye görüşmeyince, mesaj yollamış: 'Şu an evdeyim, müsaitim. Beni arar mısın?' diye.

seninle olan ilişkimden onun haberi bile yok...

II... Arkadaşımın bu mesajındaki sözler, senin kurgularına yeni bir şey, olumsuz bir şey daha kattı.
Oysa o insanın hiçbir suçu yok! Seninle olan ilişkimden, onun haberi bile yok.

Ben neden mi söylemedim? Seninle ilişkimde hiç önümü göremedim. Hep fırtına, hep toz duman ve arada bir yeşil çimenlere uzanışlarım...

Sen beni etik değerlere sahip olmamakla suçladın. Bense seni, hep derin paranoyaları olan, benim durumumu kullanmaya çalışan biri olarak gördüm.

Sende, bir 'sen' daha gördüm. Biri benim dâhim olan 'sen' ki, beni dinleyen, anlayan, güvendiğim biri.
Öbür 'sen', bir burgu gibi. Oydu durdu hep içimi. Neyin ne olduğunu hiç dinlemedi. 'Sen nesin ki, kimsin ki!' diye diye, beni örseledi durdu.
Ökseye takılan bir kuş gibi, çırpınıp durdum elinde.

ya yeniden kazan beni ya da ömür boyu yitir...

III...
Şimdi yine öksedeyim; ama, beni ökseden kurtarsan bile kaçmayacağım.
Hayyam derdim sana. İşte o Hayyam dediğim 'sen', benim 'sen'imdin.
Benim Hayyam'ım olduğuna inandırırsan beni, tüm yaşamımı sana vermeye hazırım.
Ben, iki 'sen' arasında gidip gelmekten, serseri mayına döndüm.

Bunların hangisisin? Söyle n'olur!

IV... Lütfen, söyle hangisisin?
Söyle ki, ya yeniden kazan beni ya da ömür boyu yitir...

...

hangisiyim, öyle mi?
ne ilginç raslantı ki bu sorunun yanıtı da, şair Ahmet Oktay'ın şiirinde...

pavese, malcolm lowry. ikizlerim.
gece de sonsuz değil
kötülük de. ben de denedim.

lav fokurdarken gidip geldim
deliliklere. bin vampir besledim
şuramdaki inde...
ve ben de şehvetle öptüm o meleği

ah! bilemedim...
kaç kişiyiz kendimizde.

[Gözüm Seyirdi Vakitten | Ahmet Oktay | s. 10 ve 44 | YKY-İstanbul-Mart 1996.]
Yorumla|Paylaş

Söylenmezi Bulmak | Aşk Üçgeni 2


kadın ruhunu anlamak...


"Kadın ruhunu anlamak' diye bir laf dolaşıp durur ortalıkta. Çoğumuz bunu kadınlara okşayıcı sözler söylemeyi, çiçek sunmayı, 'romantik davranarak güven vermeyi bilmek diye yorumlarız. Oysa kadın gözünde çiçek miçek ayrıntıdır. Ona göre bir ilişkiyi kaba cinsellikten ayırıp 'romantik' kılan başlıca özellik, sürekli olma şansının yüksekliğidir. Dünyanın en çok sorulan sorusu, 'Beni seviyor musun? ' sözüdür herhalde. Onun gerisindeki kaygı da açıktır:

İlişkimiz kalıcı mı? Yoksa çekip gidecek misin hevesini aldıktan sonra?"

şu sıralar okuduğum bir kitaptaki bu sözler çok çarpıcı geldi bana...
bundan önceki, sana sunduğum ya da seni anlattığım 'Bir Çiçek Getir, Yeter' başlıklı yazımdaki düşüncelerimi yeniden gözden geçirmek zorunda kaldım, biliyor musun?


'çoklu okuma'yı da, 'çoklu yazma'yı da seven biriyim. mesleğimdir de bu işler. kitapta söylenenleri, kendi yazdıklarımla bir arada okumanın bana birçok şey kazandırabileceğini düşündüm.
bu yazımdan bir önceki 'Düşleyin, Küllerim' başlıklı İlhan Berk alıntısında geçen 'Söylenmez/i Bulmak' doğrultusunda, tanıştığımız ilk günlerimizi ya da yaşadığımız o tuhaf ve uzun başlangıcı yeniden kurcalamak geldi içimden... izninle...
....

bana sevgi ve şefkatle sarılacak biri olsun, yeter...


sana sevgi ve şefkatle sarılacak biri olacaktım. bu senin için yeterliydi. öyle demiştin.
...
ilk tanışmamız... istanbul kadıköy'de bir akşamüstüydü.
'panorama'daydık. senin benden önceki sonuncu (!) arkadaşınla benim bir arkadaşım daha vardı aramızda. üç erkek, bir kadın... iyi başlamıştı söyleşimiz...
arkadaşın sözü bir ara, senden neden koptuğunu anlatmaya başlamıştı. çok içten bir konuşmaydı.

'bende aşk yoktu, seninse çok dağınık bir yaşantın vardı, yalan mı?' demişti adam senin yüzüne bakarak.
sen de 'ha şunu bileydin. sende aşk olsaydı, bu kadar dağıtır mıydım ben kendimi?' demiştin.

hepimiz gülüşmüştük... ikinizin içtenliği beni de sarmıştı.
adama sormuştum: 'evlisiniz değil mi'
ne demişti adam: 'evet de, nerden biliyorsunuz?'
'te be böyle olur o işler,' deyince ben, basıvermiştik yine hep birlike kahkahayı...

sonra sana dönüp: 'yüküm buğday unudur / evliye gönül verme / eve gider unutur' demiştim.
'çak kardeşim, çak!' diyerek ellerini havaya kaldırmıştın. çarpıştırmıştık ellerimizi...

arkadaşından özür dileyerek, senin omzuna uzatmıştım sağ kolumu sonra.
söyleşimiz böyle sürüp giderken, benim arkadaşım: 'bana bak oğlum, durumunu sor önce yanındaki kadının. omzuna kolunu attığın kişi 2 çocuklu bir hanım. alabilecek misin onların sorumluluğunu da üzerine?'

'dur bakalım,' demiştin sen arkadaşıma. sonra da eklemiştin: 'ben, elime bir erkek eli değdiğinde hamile kalacağımı sandığım dönemimi atlatalı yıllar oldu. hem senin şu ayrıldığım arkadaşımdan ne farkın var? o evli, sen de evlisin, ve üstelik senin de sevgilin var...'

'karıştırma beni şimdi,' demişti arkadaşım...
sonra benim dışımda üçünüz, 'şu doğru, bu eğri' tartışmaları arasında yitivermiştiniz.

vakit artık geç olmuştu, benim arkadaşımla seninki, evlerine gitmek için karşıya geçeceklerdi. sen kadıköy'deki evine gidecektin. ayrılmıştık arkadaşlardan ve ikimiz kıyı boyunca konuşarak yürümeye başlamıştık...

evinde bir arkadaşınla kaldığını, aranızın bir süredir soğuk olduğunu ve yakında ikinizden birinin evden ayrılması gerektiğini söylemiştin. uygun bir zamanda, yine buluşalım diyerek ayrılmıştık.
...


kadıköy kıyısındaki eysan'da buluşmuştuk


bir cuma akşamı kadıköy'deki 'eysan'ın çatı katındaki restorantta yemeğe davet etmiştim seni. 'seve seve gelirim,' demiş, gelmiştin...
geldiğimizde kimsecikler yoktu ikimizden başka... gidene kadar da bir gelen olmamıştı. ikimiz için özel bir akşama dönüşmüştü buluşmamız.

çok şey konuşmuştuk. neler söylemiştin? şu yönünü çok beğendim... ama şu yanın var ya, bil ki... önderlik ruhun çok güçlü... çok zekice konuşuyorsun... çok kimseye söz ettim senden son günlerde... herkes merakta, biliyor musun? falan, filan, fişmekân...

ben ne demiştim dur bakayım: valla yalnız bir insanım, aile bağlarım güçlü değildir benim. senden söz edecek kimsem olmadı benim. ben, babam olsa, yanlışlık yapanı, yaptığı yerde bırakırım... sessiz, gürültüsüz oracıktan tüyerim... umarım uzun sürer bu dostluk. pek emin değilim ben kendimden... falan, filan, fişmekân...

sormuştun: 'sözünü etmiştin birinin, tanışmamızın ilk haftasındaki görüşmemizde bir ara, telefonda... haber var mı ondan?'
yanıtlamıştım sorunu: 'var haber... ama, istanbul dışında bir yerdeymiş. dönmeyecekmiş bir süre... söz ettim senden ona, biliyor musun?'
sormuştun: 'sen ne dedin, o ne dedi?'
yanıtlamıştım: 'biriyle tanıştım, evliliğe gidebilir. bilgin olsun,' dedim telefonda. o da, 'benim ilişkilerim dağıldı, koptum istanbul'dan. bekleme beni. mutluysan, sürdür gitsin, gideceği yere kadar...'
sormuştun: 'ilerde filan, sorun çıkarır mı, dersin?'
yanıtlamıştım: 'çıkarmaz... ama, çok uğraşman gerekecek onu benim ruhumdan silebilmek için. o insandan duydum ben, 22 yıl aradan sonra kendi anadilimde 'Seni seviyorum,' sözünü. bu sözü, ondan 22 yıl önce bir başkasından duymuştum...'


geldiğini söylemiştin eysan'a, benden önce bir kez daha


hemen bir sigara yakmıştın... çakmağı kalem gibi tutup, masadaki tabağının kenarına vurmaya başlamıştın 'tık, tık, tık!' garson gelmişti. 'pardon! yok bir isteğimiz,' deyivermiştin...

titreyen bir sesle söylediğin 'çok etkilemiş olmalı seni bu kadın?' sözüne karşılık, 'kendisi bu ilişkinin adını sonraları yârenlik, dostluk, sırdaşlık filan koydu,' demiştim.
'hımm, bir başkası var demek ki,' deyince sen, 'allahaşkına,' demiştim, 'bizim yaşlarımızdakiler arasında hangimizin yaşamında bir başkası yok ki?'

'olur mu canım öyle şey!' diyerek tepki gösterdiğinde, ne demiştim: 'bak güzelim, bu işte pazarlık olmaz: yaşayalım! görelim!'

{{kalkma vakti geldiğinde, ben biraz tedirgindim. fark etmişsindir sanıyorum... aklıma o kadınla bir söyleşide konuştuğumuz durum gelmişti... 'yemeğe çıkan kadın ve erkek, yemek bitince, ayrı ayrı kendi evlerine değil, ikisinden birinin evine giderler. böyledir bu iş dünyada,' demiştim ben ona, o da kahkahayla gülmüştü. sonraları da birkaç kez takılmıştı bana: 'demek, önce yemeğe, sonra yatağa...'
gerçekten, şimdi n'olacaktı acaba? sen ve ben???}}
...
güzel bir akşam olmuştu. kalkmadan önceki sözün ne mi olmuştu: 'birlikte kaldığımız adam ayrılmak istemedi evden, yakında ben kendim oradan taşınacağım. pazartesi benim işyerime gelmeni istiyorum, gelir misin?'

anlaşılan bu tür buluşmalar daha epey sürecekti. bu son soru onu gösteriyordu...
'gelirim,' demiştim gülerek. sonra...
sonra da, sen kendi evine...
ben kendi evime...
....

okuduğum kitapta, yazar, yukarıda alıntıladığım kesimde sözünü ettiği, ''İlişkimiz kalıcı mı? Yoksa çekip gidecek misin hevesini aldıktan sonra?' biçimindeki kadıncıl kaygıyı şöyle irdeliyor:


'kadının önceliği: 'en kaliteli erkekten çocuk yapmak'
'ilişkimiz kalıcı mı?'

"Öyle kaygıları doğal karşılamak gerekir. Çünkü sağlıklı ve tipik bir kadının ruhunun derinliklerindeki başlıca istek başarılı bir anne olmaktır. Yani kendine bağlayabileceği en kaliteli erkekten çocuk yapmak ve eşin sürekli desteğiyle yuvanın güvenliğini sağlamak...
Bu öncelik hesaba katılmadan kadın davranışlarına akıl erdirilemez."
....
sözünü ettiğim kitapta, ilgili bölümün başlığı da çok ilginç: 'Onlar B/aşkadır'.
umarım, çekmiştir senin de ilgini bu kitap. bak, daha neler neler diyor yazar:

"Yaptığınız her şeyi düşünerek verdiğiniz kararlarla yaptığınıza inanıyorsanız yanılmaktasınız. Davranışlarımızın pek azı bilinçlidir; gerisi içgüdülerden kaynaklanır.
Her canlı gibi bizimde iki temel içgüdümüz var:
1. Kendini korumak (tehlikeden kaçmak, açlık ve susuzluk gidermek, sığınak bulmak ya da yapmak, uyumak, dinlenmek vb.)
2. Kendini sürdürmek (eş sağlamak, döllemek ya da döllenmek, yavruyu yaşatmak)

O hedeflere ulaşmak için erkekle dişinin strateji ve taktikleri kimi yerde birbirine parelel, kimi yerde karşıttır. ... Birinin belirgin özelliği ataklık, ötekinin büyük kozu ihtiyattır."
...
yazarın, şu sözü sanıyorum seni çok düşündürecek: "'Kadın ruhunu anlamak' diye bir laf dolaşıp durur ortalıkta..."

ne demiştin bir ara bana: "okur musun Ahmet Altan'dan? kadın ruhunu çok iyi tanıyor ve biliyor Altan...
ben ne demiştim: "bence büyük bir yazar Altan... yalnız merak ettim, 'kadın ruhunu çok iyi tanıyor,' derken, senin ne gibi saptamaların oldu? bana yazar mısın lütfen görüşlerini?"

yazmış mıydın? hayır, ne gezer! sormuştum bir ara ikinci kez, o zaman ne demiştin: 'valla ne bileyim, anlamış işte... keşfetmiş, yaşadıklarından olsa gerek. işte, o kadar...'

ben seni aydınlanmış bir kadın bilirdim oysa... neyse.
...
adın 'çiçek getiren,' kalsın senin bu blogda. sürdüreceğim 'senden ve sana yazmayı'
çiçek getiren...
'tutuklu kaldım ben sende': nişan akşamımızda istediğin ve birkaç kez çaldırdığın bu şarkıyı, dinliyor musun bugünlerde?

dinlemiyor olabilirsin... nitekim, facebook'ta (yüzlerkitabı) gördüm fotoğrafını: sabah çorbanı içiyordun, tünel çevresinde bir yerde. açık havada. yalnızdın!
ve o eski takıların gerdanındaydı yine...

'tanıdıklarımızla iletişim kurmamızı ve yaşamımızda olup bitenleri paylaştığımız' facebook ortamındaki sayfanda neler demişsin bir bakalım...

'biyografi: Okuyan, yazan, evrensel düşünen, özgürlükçü, sevgiden ve barıştan yana sıradan bir kadın.'
'sevdiği sözler: Hayat insanı eğitiyor, önemli olan satır aralarını iyi okuyabilmek...'

facebook'taki arkadaşlarının sayısı 501. şimdi kalkıp 'beni de al onların arasına,' desem, sanıyorum, 'bu zenginlik yeter bana,' der sıyrılırsın işin içinden.

olsun varsın... hadi, ikimizin de açık olsun yolu... ikimize de 'uğurlar ola!'

sözünü ettiğim kitap üzerine kısa bilgi vereyim de öyle bitireyim yazımı.
okudun mu? okumadınsa, alıp okur musun, bilmem...

İblisler, Azizler, Kadınlar | Refik Erduran, s. 223-224 | Dünya Kitapları-Anı | Nisan 2005-İstanbul.

[okurlarım için not: 'Söylenmez/i Bulmak' başlıklı bu yazı, bitmedi. 'Aşk Üçgeni' çizgisinde sürecek. sanıyorum çok daha önceki 'Aşk Üçgeni 1' başlıklı yazıyla birlikte 'çoklu okuma' yapılırsa, bu konunun tadına doyum olmayacak... ne demişiz orda: 'üçgenlerin de çeşidi var... eşkenarı, çeşitkenarı var, ikizkenarı var... var oğlu var, değil mi efendim? diküçgeni de unutmamalı...]

Yorumla|Paylaş

Aşk Üçgeni 1

'yanan' bir üçüncü, her zaman vardır...

bilmem anımsar mısın?
bir ara, sıkça şöyle diyordun: 'lütfen, birlikteliğimiz üzerine, tek başına değerlendirme yapma! tek başına karar verme! kararını alırken, lütfen bana da sor!'
yerinde bir uyarıydı bu...

{{bir, her zaman yanlıştır... ama ikiyle birlikte, gerçeklik başlar... -Nietzsche}}

diyorum ya hep: 'uzak ara buluşmalar'dı bizim buluşmalarımız... birçok şey değişikliğe uğramış olabilirdi, iki buluşma aralığında. elbette bu durumda, önceki koşullara bağlı olarak alınan tek yanlı bir karar, kendiliğinden 'boş karar'a dönüşmüş olacaktı.
gerçekten, yaptığın o uyarı, çok yerindeydi.

(anılardan anılara savurdu durdu beni, 'aşk sürgünü' başlıklı bundan önceki yazım... iyi mi oluyordu bilmiyorum; ama, kolay oluyordu yazmak, birine saplanıp kalınca anıların. bu yüzden, bocalayıp durdum son birkaç gün.
her anı, kendi saydamlığıyla görünsün istiyorum bu defterimde. bir anı, öbüründen 'destek' istemesin, almasın...
'aşk sürgünü'nden 'aşk üçgeni'ne savruldum. görülen o ki, en azından bir sözcüğü örtüşecek, önceki yazıyla bu yazının.)

...
gizli ya da açık...
aşkta, her zaman bir 'üçüncü' vardır, dediğimde bir gün sana...
ne mi olmuştu sonra?
gülümsemekle kalmıştın yalnızca...
'hayır, yoktur!' demediğin gibi, 'vardır, evet' de dememiştin...

konuşmalarımızda değil de, yazışmalarımızda daha çok olurdu: ben böylesi konuları açtığımda, sen çoğu kez, pokercilerin 'pas!' demelerine benzer bir 'beni geçiniz!' havası estirirdin...
öyle bir konu yokmuş gibi, 'suskun' kalırdın... bilmem anımsıyor musun, bunları şimdi?

gülümseyişin de, suskunluğun da, önemsemeyişlerin de, görmezden ya da duymazdan gelmelerin de bir anlamı olduğunu fark etmek için, zaman gerekiyor insana.
insan, sonraki ilişkiler içinde benzer durumlar yaşadıkça ustalaşıyor da, bu fark ediş işinde.

şu anki yaşam düzeyimiz ne olursa olsun...
geleceğe nasıl bakıyorsak bakalım...
yaşamakta ne kadar ustalaşırsak ustalaşalım...
ortada bir 'bengi döngü', sonsuzca aynı bir dönüş(üm) varsa, geçmişte yaşanmış benzer durumları yeniden yaşama olasılığı her zaman vardır.

'yoktur!', diyemezsin... diyebilir misin?

'yanan' bir oyuncu olurdu, her zaman.
çocukken oynadığım oyunlarda benim: bu, normal.
biraz büyüdükten sonrakilerde de
öyle olmaya başlamıştır, nedense: işte, bu tuhaf!

... niye yanardı 'yanan'?
yanlışlık yaptığı için...

... n'olurdu 'yanan'a?
sırasını yitirirdi...

... cezası n'olurdu 'yanan'ın?
oyundışı kalmak...

(anlaşılan, bu 'aşk üçgeni' konusu uzayacak... bu yazının başlığı 'aşk üçgeni 1' olsun. arada bir konuya döndükçe, bir, derim; iki, derim, üç derim: birbirleriyle bir bütünlük oluştursun yazılar diye... 'yazılar' dememi de hiç beğenmedim şimdi. 'sözler' demeliydim. sözcüğün tam anlamıyla 'söz' bunlar; yazı değiller. 'resimli sözler' demeli ya da 'sözlü resimler'.
'aşk üçgeni'nin bir 'uzun söz'e dönüşmesi, başka birçok nedenle de kaçınılmaz bir durum: değil mi yoksa? iyi yazarın işi, yaşanılanı yermekten çok, sergilemek olmalı. konu aşk olduğunda, en iyi olanın işiyse, sergilemekten çok, kutsamak olmalı: olmamalı mı?)

oyundışı kalmak: nerde? 'aşk oyunu'nda...
köşe kapmaca: nerde? 'aşk üçgeni'nde...

hem üçgenler, birkaç çeşit olur: bilirsin.
'bilmem!' deme: bilirsin, bilirsin! Yorumla|Paylaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Labels | Etiketler

08 Mart 2014 10 05 2015 Anneler Günü 101 Dize 11 Mayıs 2014 12 Mayıs 2013 Anneler Günü 13 Mayıs 2012 14 Şubat 18 Ağustos 18 Ağustos 2010 Doğumgünüm 18 Ağustos 2011 Doğumgünüm 18 Ağustos 2012 18 Ağustos 2013 18 Ağustos 2014 18 Ağustos 2015 Doğumgünüm 2011 2014 Falım 2015 60+1 8 March 8 Mart 8 Mart 2013 Adalar Adalet Ağaoğlu Âh Mine'l-Aşk Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Haşim Ahmet Ümit Akşamüstleri All The Flowers Gone Altmışa Merdiven Anadolu Büyüsü Anadolu Çalgılarıyla Rahatlama Müziği Anayurt Özlemi Anneler Anneler Günü Âşık Sana Bir Sözüm Var Aşk Aşk Çocukları Aşk İki Nokta Üst Üste Aşk Mektupları Aşk Sürgünü Aşk Şiirleri Aşk Üçgeni Aşk ve Felsefe Aşkın Kokusu Aşkın Renkleri Aşklar Attilâ İlhan Ayın Nadir Aykırı Metinler Aykırı Sesler B. B. King Baba Babalar Günü Bahar Bahr-ı Tahvîl Bahrı Tahvil Behçet Necatigil Ben Birimdeyim O Altmışında Bilmem Şu Feleğin Bir Aşk Öyküsü Bir Bahar Akşamı Bir Yılbaşını Anlamak Blues Boşuna Bekliyorsun Bu Dünyada Olan Bitenler Buket Uzuner Buluşmak Üzere Can Yücel Caz Cemal Süreya Cemre Cep Telefonu Cogito Come Out Whatever You Are Cümleler Çamlıca Çıplak Ayaklıydı Gece Çiçekler Çivitmavisi Çoğulcu Bir Aşk Belgesi De ki Dedicated to Van Gogh Deniz Depremler Der ki Nar DerKenar Devrim Diller ve Nesneler Dilsiz Aşk Divan Şiiri Doğum Gelenekleri Doğum Günüm Doğum Törenleri Doğumgünleri Dost Dostların Anısına Dostluk Dört Mevsim Dr Ufuk Yaltıraklı Duvar Yazıları Dünya Anneler Günü Dünya Annneler Günü 2010 Dünya Annneler Günü 2012 Dünya Kadınlar Günü Editorbey En İyi Dost Erciş Erkeklerimiz eS Eysan Facebook Fal Felsefe Felsefe Akşamları Felsefe ve Aşk Felsefe ve Yaşam Felsefenin Aşkı Felsefenin Tadı Fotoğrafçı Friendship Geldi Kafiye Gitti Safiye Gemiler Giderim Van'a Doğru Göç Gökkuşağı Gökyüzü Gülen Yüzler Ülkesi Güller Gülten Akın Güven Turan Güvercin Ayrılıklar Güvercinler Güvez Güvez Diliyle Güvez Fotoğrafları Güvez Gözüyle Güvez Şiirleri Güzelleme Happy Birthday To Us Hasat Mevsimi Haydar Ergülen Hepi Börtdey Tu As Hepi Börtdey Tuuu Miii Hercai Hide and Seek İblisler Azizler Kadınlar İdiller Gazeli İki Kıta İki Âşık İkimizin Doğum Günü İlhan Berk İlk Akşam İlk Gün İlkbahar İlkyaz İnferno İskender Pala İstanbul İstanbul Baharları İstanbul Etkinlikleri İstanbul Fotoğrafları İstanbul Mevsimleri İstanbul Şiirleri İstanbul ve Aşk İstanbul'da Aşk İstanbul'da Felsefe İstanbullu Şiirler İyi ki Doğdum Joan Baez Kadıköy Kadıköy'de Söyleşi Kadınlar Kadınlar ve Erkekler Kahvaltı Kandil Işıkları Kapı Kara Kuşlar Karakışlar Kargalar Karşılaşmalar Kavuşma Kayahan Özgül Kediler Kedilerin Aşkı KendimLe Kıyılar Klip Kuşlar Kutlama Kutsal Aşklar Kuyudaki Adam Logos Louise Glück Martı Martılarındır İstanbul Mektuplar Moda Mother's Day 2013 Murathan Mungan Mutluluk Müzik Nar Nâzım Hikmet ve Aşkları Nehir Dizeler Netlog Nirvana nirvAnne Omlet Özdemir Asaf Özlem Panorama Papatyalar Parıltı PusulaŞiir Refik Erduran Relaxation Music with Turkish Instrument Renkli Taşlar Resmin Gölgesi Şiire Düştü Ruhi Su Sabah Saint Valantine Day Saklambaç Seçiminiz Hangisi? SekizinciRengim Seni Düşündüm Servet-i Fünun Sevda Sevgi Sevgi Soysal Sevgili Sevgili Sözleri Sevgililer Sevgililer Günü Sevgililer Günü 2015 Sobe Sokaklar Söylenmezi Bulmak SuSu Şeker Bayramı Şeyh Galib Şiir Şiir Şey Şiir Şeyler Şiirler ŞiirŞey ŞiirŞeyler Şubat Taşlamalar Tevfik Fikret Tuttum Birini Sevdim Ufuk Yaltıraklı Üsküdar Üzgün Kediler Gazeli Van Erciş Depremi Van Gogh'a Adanmıştır Vapur Vapurlar Video Videolar World Mothers Day World Women Day Yakalar Yalnızlıklar Yâren Yâren Evi Yârenlere Ağıt Yaş Yaşam Yaz Yaz Issız Yazısız Yeni Yıl Yeni Yıl Kutlaması Yılbaşı Yolllar Yunus Emre Yurdumsun Ey Uçurum Yürümek