Yaş 64 | Kaotik Uyum

Bugün, benim doğum günüm: 18 Ağustos 2015. 63’lü günlerin yolculuğu bitti, 64’lü günlerinki başladı. Bu dünyada 63 bahar ve 63 kış yaşamış olmak, ne anlam taşır acaba? Bu anlam irdelenip yazılacak olsa, bir sayfaya, bir deftere, bir kitaba sığar mı? Sığsa, kim duyar, kim görür, kim okur?

Geçen bir yıllık sürede, “geriye dönüşü olanaksız nice olaylar, nice durumlar” yaşadım. “Yolun sonu”na yaklaşıyormuş gibi geçti 63'lü yıl.

Sağlık sorunlarım, daha bir arttı. “Öbür taraf”a açılan kimi yollara düşüp, kimi “kapalı kapılar”ı çalıp döndüğüm anlar,  giderek sıklaşmaya başladı.
Eğreti dostluklar, daha bir eğretileşti: yeri geldi, koptu kimisi. Unutulmaya yüz tutmuş birkaç eski dostluk, yakından olmasa da uzaktan uzaktan tazelendi, yenilendi.
Sevdiklerimle (çoğu, sokak gezgini “Pisipisi”ler) olan bağlarım, daha bir pekişti.
Sevmediklerimle (kendiliğinden ve istemsizce kurulmuş) kimi “kalıntı ya da çürük bağlar”ı koparıp attım.

{{Leblebiciye verilip, karşılığında ancak bir “horoz şekeri” alınabilecek değerdeki “naylon akraba” sayısı, daha bir arttı. Bu akrabalar (aslında “akbabalar”) arasındaki birkaç “haramzade”, “haramilik”lerini daha bir artırdılar. Eskisinden daha kapalı, daha gizli, daha danışıklı dövüşlü davranışlarla, “aşırı çıkarcı” ve “sonu karanlık ya da ‘pis’ işler”in peşine düştüler. Birbirlerini daha bir koruyup kollayıp, haramice işlerini “yeni yetmelerine” de bulaştırmaya, “fitnecil yaşayış”larına onları da ortak etmeye başladılar. Kendi “fitne, fesat ve yalancılık”ları içinde, “aşırı çıkar düşkünlükleri” ve “düzenbazlıkları” yüzünden “topluca boğulup gitmeleri”, görünen o ki: “çok yakın”!}}


"bir başka yolculuk dalından düşmek yere
yaşadığından uzun
bir tatlı yolculuk, dalından inmek yere

ağacın yüksekliğince
dalın yüksekliğince rüzgârda
ve bir yeni ömür...
vardığın çimen yeşilliğince"
"Yapraktı" | Can Yücel

Bu arada, özellikle şu günlerde, üzerimdeki “gökyüzü” de, aynı gökyüzü değil. Umudun “mavi” rengi gitti; ölümün “kızıl”rengi sardı, yaşadığım şehrin, yurdun dört bir yanını.
“Yeryüzü” de, aynı yeryüzü değil. Üzerine bastığım toprak, insanlara verdiği ne varsa, sorgusuzca geri alıyor. Bu toprağa yıllar boyu “rüzgâr” ekenler, “fırtına”larını, mevsimli mevsimsiz biçmeye başladılar.
Ya “denizler”? Ege ve koca Akdeniz, kaçıp göçmeye çalışan nice işsiz insanın (erkek, kadın, çoluk çocuk) “kurtuluş mezarlığı”na dönüştü.
Yaşamları boyu, bile bile “yoksullaştırılan” insanlar, artık, göz göre göre, uluorta “yok ediliyorlar”! Yurtlarından sürülen; yakılan, yıkılan evlerinden kaçan  insanlar, başlarını sokacak bir “delik” bile bulamaz oldular.

Öyle bir “kaos”a dönüştü ki yaşam, ne anlamak olası, ne anlaşmak. Olanlara direnmek yetmiyor. Öfkelerin sonu, sınırı yok. Sessizce onaylıyor artık insanlar olanları…

Yapımda, yaratıda, üretimde değil, yok edimde “oran” aranıyor artık.
Hiçbir şeyde “düzenlilik, doğurganlık” söz konusu değil. Uyumun, orantının, “kaotik” olanı göz dolduruyor artık.

İyiliğin yokluğu, şaşırtmıyor hiç kimseyi. Kötülüğün azlığı ya da çokluğu üzerine oturttu herkes yaşam anlayışını.    
Var mı bütün bunlardan “daha ötesi”: bilmiyorum!

İnsanlık dışı böylesi yaşantılarla dolu bir yaşam içinde, yaşanacak bir doğum günü, “kutlu” olsa n’olur, “kutsuz” olsa n’olur!

Susarak, yok sayarak geçiştirse miydim yoksa bu günü?

Yorumla|Paylaş

Bayramlık

Okur ve yazarlarımızın bayramını kutlar,
sağlık ve esenlik dolu günler dileriz.
— Logistanbul. Yorumla|Paylaş

Sooobeee!

"armut dersem çıkma, elma dersem çık..."

diyorsun ki:

ölmek: bir bedenin toprakla buluşmasıysa
beden: toprağa muhtaç

diriliş: ruhun kalemle buluşmasıysa
ruh da: kaleme...

—yazmadım ne zamandır
yazacak ne çok şey varken—

gökkuşağım! bul beni: sobele!
...
dur, peki! başlıyor oyun:

997, 998, 999... bin! bin bir!
önüm arkam, sağım solum: sobe!

arıyorum, bildiğim her yerde seni: bulmak, ne mümkün!
bir başka ağaç buluyorsun, her defasında: saklanacak ardına.

tamam ordasın. o ağacın ardında:
buldum seni "sarıçiçek": çık!
diyorum, çıkmıyorsun:
hep yanılgı. hep yanılgı. hep yanılgı.

"çömlek patladı!" diyor. başını çıkarıp
bir "gelincik". o ağacın ardından:
yine ben ebe. yine ben ebe. yine ben ebe.

997, 998, 999... bin! bin bir!
önüm arkam, sağım solum: sobe!

{biliyorum: "uzak, güzeldir".
biliyorsun: "uzak"laşmak da öyle.}

"elma dersem çık, armut dersem çıkma!" diye bağırıyor bir "papatya" sana.
o ağacın ardı, bu ağacın ardı: ben, arayıp duruyorum seni.

ne zaman, ben "uzak"laşsam "sobe yeri"nden
sen gelip, "sobe!"liyorsun beni:
yine ben ebe. yine ben ebe. yine ben ebe.

997, 998, 999... bin! bin bir!
önüm arkam, sağım solum: sobe!

sen sürdür, "dizeler"in ardında kaybolmayı.
ben sürdüreyim, "yazılar"ın ardına saklanmayı.
{biliyorum: "saklanmak" güzel şey.
biliyorsun: "kaybolmak" da öyle.}

sen: "sekizinci renk (tek)".
ben: "gökkuşağı (yedi)".
zaten, ne ben seni bulabilirim
ne de sen beni...

ben: hep "ebe" kalayım, bırak!
sen: hep "sobele" dur beni.
sürsün gitsin bu güzel oyun!

dizelerinle gel: sobele beni!
{kiraz! gördüm seni, ordasın!}
bırak, yazılarımda patlasın:
çömlek...

{armut! armut! armut! armut! armut! armut!}

{{el ... ma!}}

"küçük ve basit şeylerin arkasına saklandım hep: bulasın diye beni... —yuannis ritsos."


Yorumla|Paylaş

Beale Sokakları Çivitmavi | B. B. King Öldü!


Afrika kültüründe Blues (Çivitmavisi), ölüm, cenaze ve yas törenlerinde, ölenin ardında bıraktıklarının acısını dile getiren "ağıt"lardı. Bilindiği gibi, Avrupalıların 15. yüzyılda "Afrika'ya hücum!" narasıyla başlattıkları ve uzun yıllar süren "köle ticareti", Amerika'ya satılan Afrikalı kölelerin bu "ağıt" kültürünü de dönüşüme uğratmıştır. Önceleri, anayurtlarıyla bağları tümüyle koparıldığı için, sıla özlemiyle yanıp tutuşan kölelerin, tarlalarda çalışırken söyledikleri "yanık" ya da "içli" sitem dolu "deyiş"lere; ardından da yine onların, derin acı ve hüzünlerinin yanı sıra özgürlük umutlarını da yansıtan "ezgi"lere dönüşmüştür. Bir yandan kölelik düzeninin acımasız yanlarını vurgulamış, bir yandan da bu düzenin yıkımına "tuz-biber" ekmiştir.

Köleliğin yıkılması ya da kaldırılmasıyla birlikte, Amerikan kentleri ve toplumu içinde daha da yaygınlaşan bu "yanık ezgiler", 1910'lu yıllarda, gezindikleri her yerde, yeniden harmanlandı. Sonunda, kendisi de "çivitmavisi" olmakla birlikte Batı dünyasının da geleneksel renklerini içeren "caz" müziğini de etkisi altına alarak, yepyeni bir "dünya müziği"nin doğmasına yol açtı.

Blues'un söyleniş ya da çalınışı, genellikle Afrika ve Afro-Amerikan müziğinde bulunan "çağrı/soru ve yanıt" ("Aldı, Ferhat / Aldı, Şirin") düzeni içinde, akor dizilerinin yinelenip durduğu bir ses ve söz döngüsü oluşturularak gerçekleştirilir. Günümüzün Blues'u, türediği Afrika'nın yanı sıra, yayılmış olduğu Amerikan kentlerinin söz ve ses renklerini de içinde taşır.
Başlangıçta yalnızca çalgılara yönelik notaları yayımlanan kent havalı Blues'a, zamanla söz de eklendi. 1918'de yayımlanan böylesi bir Blues'da, hem söyleyeni hem de dinleyeni ağlatan, derin bir sıla özlemi sezilir.

[EN] "There's a place I know, folks won't pass me by,
Dallas, Texas, that's the town, I cry, oh hear me cry.
And I'm going back, going back to stay there 'til I die, until I die."

[TR] "Biliyorum bir yer var, hiç kimse tutamaz artık beni burda,
Orası, Teksas'ın Dallas'ı; duysun hıçkırıklarımı: o, doğduğum kasaba.
Döneceğim geri, geri döneceğim yaşamak için: ölünceye dek orda."

"Tutmasın kimse beni, kaçıp gidip, kendi sılamda/anayurdumda öleceğim!" havasında anlatılan öyküsüne ve daha çok da uyak düzenine uyma kaygısı güderek Türkçeleştirdiğim bu şiiri (deyiş), bir bu haliyle okuyun; bir de "Teksas'ın Dallas'ı" yerine, Afrika'dan bir "memleket" adını, sözgelimi "Burundi'nin Bujumbura'sı" sözcüklerini yerleştirerek okuyun.
Yorumla|Paylaş

Anneler Günü | 10 05 2015


TÜM ANNELERİN, KIZLARIN ve OĞULLARIN 
(KEDİLER, MARTILAR ve BALIKLARIN) 
"ANNELER GÜNÜ" KUTLU OLSUN! 

"Bırak kalsın masada ekmek, testide su 
Ayna puslu, pencere camı kirli 
 Bırak kalsın saçların dağınık, gözlerin uykulu. 
Saksıdaki çiçek susuz, kedi yalını bekler bir köşede
Bırak kalsın meyve ağaçta, kırlangıç havada
Dama düşer ince bir yaz yağmuru...

Yoruldun artık, bütün gün didinip durdun
Toprak bile, gök bile, deniz bile bir yerde yorulur.
Bırak kalsın süpürge duvarda, sabun kovada
Anne, gel yanıma otur."

"Anne" | Ahmet Erhan


İzleyici, okur ve yazarlarımızın
Anneler Günü Kutlu Olsun! 
Yorumla|Paylaş

Sevgililer Günü | 2015


Concierto de Aranjuez | Joaquín Rodrigo 
Sevgililer! Gününüz Kutlu Olsun.
Yorumla|Paylaş

Felsefenin "Aşk"ı | Dr. Ufuk Yaltıraklı

Zaman zaman Logistanbul'da "felsefe" alanında gerçekleştirdiği söyleşilerini duyurduğumuz Dr. Ufuk Yaltıraklı, bu kez İstanbul-Kadıköy'de bizleri "Felsefenin 'Aşk'ı" üzerine bilgilendirecek. Daha önce "Aşkın Felsefesi"nde olduğu gibi, sunduğu bilgiler ışığında biz konuklarıyla "söyleşecek".

Söyleşi Zamanı: 11 Şubat Çarşamba 18:30.
Söyleşi Mekânı: Kadıköy Belediyesi - Tarih, Sanat, Edebiyat Kütüphanesi (Beşiktaş iskelesi karşısındaki eski belediye binası).

***
Kadıköy Belediyesi - Tarih Edebiyat Sanat Kütüphanesi ve Kültür Merkezi'nin "TESAK Akşamüstü Sohbetleri" başlığı altında (internetten) duyurusu yapılan bu söyleşinin "çerçevesi" üzerine birkaç söz:

Dr. Ufuk Yaltıraklı | Fotoğraf Kaynağı: TESAK Duyurusu
"Felsefe, aşk anlayışımızdaki boşlukları doldurup yaşadığımız ya da yaşayacak olduğumuz aşklara farklı renkler katabilir mi? Herkesi sorularıyla şaşırtan bilge Sokrates bile, aşkı yaşlı kadın Diatoma'dan öğrendiğini söylüyorsa, bizim de bu konuda öğreneceklerimiz var gibi görünüyor.  
Duyarlı ve estetik bir anlayışın insanın kendini oluşturma sürecindeki önemine değinmek, belki de aşkı başka bir tarafından yakalamamıza yardımcı olur. Gelin, felsefenin ve biraz da psikolojinin penceresinden bu duygu yoğunluğuna bakmaya çalışalım.
Felsefeci ve psikoterapist Dr. Ufuk Yaltıraklı ile gerçekleştireceğimiz Felsefe’nin “Aşk”ı” söyleşimize bekliyoruz..." (Kaynak: TESAK Duyurusu)

***

Bilindiği gibi, Yaltıraklı'nın "felsefi anlatılar" yolculuğu, Almanya'daki felfefesever dostlarıyla yıllar önce oluşturduğu, şimdiye dek birçok "felsefi etkinliğin" gerçekleştirildiği Berlin Felsefe Akşamları'yla başlamıştı.

Dr. Yaltıraklı | 18 Temmuz 2014 | Felsefenin Tadı - Kadıköy | Çekim: Orçun Baş
Felsefi kavram ve durumlara yönelik açımlamalarıyla "zihin özgürleştirici" bir görev üstlenmiş olan bu etkinliklerin aynıları ya da benzerleri sanıyorum zamanla İstanbul'a da taşınacak...

Yorumla|Paylaş

Geldi Gitti Tahtası


geldi kafiye gitti Safiye
geleceği varsa göreceği de var
gelen gideni aratır


gelen ağam giden paşam
gidişin gidiş olsun
gidip de gelmemek gelip de bulmamak var


Yorumla|Paylaş

Yaş: 63 | Burç: Aslan

Kısa Süreli Yolculuklara Çıkabilirsiniz

zambakların kıyı kıyı bakışından geldin sen  -s. karakoç.

Aslan (Latince: Leo), Zodyak'ta (Döngeler Kuşağı) yer alan bir burç. İçinde ikiz ve parlak galaksileri (gökada) barındıran, batıda Yengeç ve doğuda Başak takımyıldızlarının arasında duran Aslan takımyıldızının, 23 Temmuz - 22 Ağustos arasında doğan insanları etkilediğine inanılıyor. 

Fala İnanma, Falsız da Kalma!
18 Ağustos'ta doğduğuma göre, benim burcum da Aslan. İnternette dolaşıp, ilk gördüğüm Aslan Burcu 2014 Falı'nı kendim için not ettim. Bakın ne diyor bana falcım: "Bu yılı (2014) sizin için iki farklı dönem olarak yaşayacaksınız. Yılın özellikle ilk dört ayı zorlayıcı ve biraz da sıkıntılı geçecek. Ancak bu dönemden sonra, bir o kadar rahatlama yaşayacağınız, yılın ikinci yarısı size bekliyor olacak. Yılın ilk yarısını -özellikle ilk dört ayı- atlattıktan sonra, sizin için bereketli, rahat ve dileklerinize kavuşacağınız bir 2014 başlayacak."
2014 yılını böyle özetledikten sonra "aylık fallara" geçiyor falcım. 

Bugün Benim "Doğum Günüm: 18 Ağustos 2014!
Önceki aylara ilişkin fallarımı atlayıp, doğduğum ayla başlıyorum:
    
"Ağustos'ta (2014), iyi bir tatil ya da beklenmedik bir iş gezisi görünüyor. Kısa süreli yolculuklara çıkmanız olası. Ancak her nereye, her ne için gitmiş olursanız olun, son derece sevinçli ve mutlu döneceksiniz. Ay sonuna doğru akrabalarınızla ya da komşularınızla ilgili, daha doğrusu yakın çevrenizle ilgili gelişmeler yaşanabilir. Bu durum, yakın çevreniz içinde yoğun geliş gidişler yaşanmasına yol açacak.

Yorumla|Paylaş

Felsefenin Tadı | Taste of Philosophy

"Yeryüzü şimdi nereye gidiyor? Biz nereye gidiyoruz? Tüm güneşlerden uzaklaşıyor muyuz? ... Hâlâ bir yukarısı ve aşağısı var mı? Ah, keşke tüm filozoflar Schopenhauer’ın öğrencileri olsalardı." -Nietzsche.

Özyaşamlarını yalnızca tek yönlü siyasal sloganlara hapsedip insan yaşamına ve ilişkilerine "tek bir pencereden ve karşı karşıya" bakanların günden güne çoğaldığı bir çağdayız. Kendimizi 2000'li yılların bir Albert Camus'sü sayarak, yaşama ilişkin kişisel/özel deneyimlemelerin göz ardı edilebildiği böyle bir çağı, "zihinsel / düşünsel intihar çağı" olarak adlandırabiliriz pek âlâ...


Gerçekten ciddi, tek bir felsefi problem vardır; o da, intihardır," demişti Albert Camus 1942'de yayımladığı "Sisyphos Söyleni"nde". Ardından da "Hayatın yaşamaya değip değmediğine karar vermek, felsefenin temel sorusuna cevap vermekle birdir,” diyerek bağlamıştı bu sözünü. Gerçekten de "felsefe kaldıracı" olmadan ya da o kaldıracı kullanmadan "yaşamın ve hatta ölümün anlamı"nı bulmaya çalışmak, akıntıya karşı kürek çekmek gibidir. Nitekim Camus de bu kaldıracı kullandıkça, "Yaşamaya değer bu dünya! Yeter ki, sizi anlayan ve sizin anladığınız birkaç dostunuz olsun," diyebilmiştir. Demek ki, yaşarkenki "deneyimlemelerimiz"in altını, yaşam-ölüm ekseninde, bazen "tek başımıza" bazen de birileriyle "birlikte" çizip kurcalamak gerekiyor...

Dün (18 Temmuz 2014 Cuma) akşam, "Felsefenin Tadı" adlı, iç içe odalarıyla şirin mi şirin bir mekânda toplandık. Felsefeci, araştırmacı, terapist dostumuz Ufuk Yaltıraklı'nın önderliğinde, en eski ve yeni bilgelerin / düşünürlerin görüş, düşünüş, yaşayış ve öğretileri eşliğinde, kendi günlük yaşantılarımızda sıkça kaçırdığımız "bilme ve mutluluk" fırsatlarını, sonraki karşılaşmalarda "kâküllerinden" nasıl yakalayıp kendi avucumuza alabileceğimizi, birlikte düşündük, tartıştık ve öğrendik.

Yorumla|Paylaş

An/n/eler Günü

bir daha geldiğinde beni uyandır, olur mu?” - ilhan berk

anne:
çocuğu olan kadın, ana; valide (eski dilde).
anne olmak:
(kadın) doğum yapmak, çocuk sahibi olmak.
annelik etmek/yapmak:
çocuğa karşı annelik görevini yerine getirmek;
bir kimseye ancak annenin gösterebileceği sevgi ve yakınlığı göstermek.
an/n/eler günü:
anneliğin değerini, önemini belirtmek için seçilmiş,
her yılın mayıs ayının ikinci pazarı olarak belirlenmiş gün.


Uzun boylu,
incecik yüzlü,
kâğıtlar gibi beyaz, duruydu.
Nilüfer gibi de suskun,
gizemliydi benim annem.
- ilhan berk.

Anneler! Gününüz Kutlu Olsun!!

Yorumla|Paylaş

157 Yıl Önce...

Daha İyi Bir Yaşam Uğruna Kendini Ateşe Atanların Anısına

sevinçlerimde onlar vardı, hüzünlerimde onlar 
 benimle yeşerdiler, benimle soldular...
 "umut yaprakları" | özdemir asaf
Mart 08 2014: Kutlu olsun! 

Dünya işinin yüzde 70'ini yaptıkları halde, dünya mülkünün yüzde 1'ini elinde bulunduran dünya kadınlarının, ayaklarına bağlanmış olan altın ya da çelik prangalardan kurtulabilmeleri için, içinde yaşadıkları altın ya da çelik kafeslerin kapılarını bugün eskisinden daha çok zorlamaları gerektiği uyarısıyla...
Yorumla|Paylaş

60+1: Şimdi!

“yalnızca doğmuş, gelmiş ve gitmiş olmaktı,” dese yeterdi…
(sert bir esinti, odanın açık penceresinden tülü aralayıp içeri girdi. hafif olan ne varsa içerde savruldu dört bir yana. açık duran ne kadar kitap, defter varsa kapandı. aralık kapıdan, çıkıp salona daldı esinti…)

sordular: “neydi o?”
o kadar çok bir-şeydi ki “o”. hepsini de o bir-şeylerin biliyordu üstelik.
hangisinden başlasaydı o bir-şeylerin? hangisini başa alsa, hangisini sona bıraksaydı? onu bilmiyordu… aklı karıştı.

[ şimdi şu son hızla giden otomobil ]
“yalnızca doğmuş, gelmiş ve gitmiş olmaktı,”
dese yeterdi

 [ şimdi şu sağdaki altmışlık çınar ]
“yalnızca doğmuş olmaktı,” diyecekti:
diyemedi

 [ şimdi şu çınarın dibine saklanan kedi ]
“bir boşluğu doldurmaktı,” dese olmaz mıydı?
diyemedi

[ şimdi şu kanat çırpıp yükselen serçe ]
“boşluğa bir boşluk daha eklemekti,” diyebilirdi:
diyemedi

Yorumla|Paylaş

Anneler Günü | Mother's Day 2013


Anneler Günü | Mother's Day 2013

...
Kutlu Olsun ...
Yorumla|Paylaş

Dünya Kadınlar Günü


Batı Resim Sanatında 500 Yıl Öncesinden Bugüne Kadın Portreleri


... Dünya Kadınlar Günü : Kutlu Olsun ...

Modern Resim Sanatı - Hintli Kadın Portreleri
Yorumla|Paylaş

Kırılana Kadar



kırılana kadar bir kalbin olduğunu bile unutmuştun belki...
zaman akıp gidiyordu unutmak kolaydı, hele kendini unutmak.

hatırlaman için kırılman gerekliymiş
bulutlar beyaz
yıldızlar parlakmış
sen yalnız.


Şiir & Fotoğraf | Güvez © 12/2012
KIRILANA KADAR
Yorumla|Paylaş

Güzelleme | Bahr-ı Tahvîl

an ol günü ki âhir olup nev-bahâr-ı ömr
berg-i hazâna dönse gerek rûy-i lâle-reng

-- "Mersiye-i Hz. Sultan Süleyman Hân”, Fuzulî --

Mısra-ı Evvel | Birinci Dize
Ey gülistân-ı letâfetde hezâr işve vü nâz ile yetişmiş gül-i ranâ sana gûyâ ki edip müşgî-sehâb u mey-i gülgûn u gül-âbı dahi bârân edip enfâs-ı Mesîhâ'yı nesîm eyleyip envâ-ı nezâketle tarâvetle verip perveriş etmişler o ruhsâreyi yüz reng-i bahârân ile bin gonce-i handâna mukattar kılıp el-hak bir aceb sûrete koymuş seni nakkâş-ı ezel kim ne gelür misli ne gelmek mutasavver görinür böyle bahâ ile bu hüsn ile yaraşmaz sana kim âşık-ı şûrîde-i bî-tâbını mahzûn edesin nâle vü âh ile ciger-hûn edesin yâ bu mudur kâide-i şehr-i mahabbet bu mudur tarz-ı meveddet tutalım böyle imiş farz mı ol kâideyi eylemek icrâ ne olurmuş bir iki gün dahi terk eyleyip ol resm-i cefâyı donadıp bezm-i safâya oturup meclise begler gibi sen nûş-ı şarâb eylesen 'uşşâk terâne ile dil ü sînesine nây u rebâb eylese kim men ede hâşâ...

Mısra-ı Sani | İkinci Dize
Ser-te-ser milk-i cihân berg-i benefşeyle gül ü gonca vü lâleyle dolup gülşen-i firdevs ile hem-reng olup elvân-ı şükûfe ile müzeyyen oluyor sen dahi envâ-ı küşâyişler ile nâdire cünbişler ile gelsen elin boynuma salsan beni alsan da berâberce açılsak çemene bakışuban hande-i nâz ile biraz serve biraz dahi gülüşsek semene yohsa olmuş mu degül memleket-i nâzda bu lutf u nevâziş bu inâyet güzelim belki budur tavr-ı pesendîde-i hûbân ki alup âşıkı tenhâca fakat bir iki mutrible gehî kendisi sâkî vü gehî mutribi sâkî ederek gül gibi handân olarak açılarak haste-i hicrânını ihsân-ı firâvânla ihyâ ede tekrâr dirildip yine öldürmek için tâzece cân-bahşına îmâ ede yanî ki biraz lutf u biraz cevr ise de cânib-i insâfa gide etmeye yek-bâre sitem resmini icrâ…

Mısra-ı Salis | Üçüncü Dize
Gele ey  mâh-ı  siyeh-perçem  ü  gül-fem  bu  gece  seyr  ü temâşâya çıkup cilve-i meh-tâb ile deryâda biraz âlem-i âb eylesek olmaz mı ki envâr-ı ziyâsıyla kamer mevclerin her birini sîm servler gibi tezyîn edip aksiyle nücûmın dahi kandîl-i  dırahşân ile ir  bezm-i  çerâgân-ı bezm-i dîgergûn görünmiş   ki şebistân-ı cihân böyle münevver geceyi böyle safâ bahri ki ru'yâda bile  gördügü  yokdur  ki  ser-â-ser  çemen  üşküfeleri  gelmiş  o  deryâda  habâb olmuş o gird-âbların her biri bir havz-ı pür-âb olmuş aceb tarz-ı pesendîdesi var sûret-i  nâ-dîdesi  var  gûyâ  sana  kâse-i  billûr-ı  sipihrin  içi  şîr  ile  leb-â-leb  de egilmiş de zemîn üzre dökülmüş tagılup lü'lü'-i şehvârları târ-ı şuâ ile nücûmun yine tekrâr dizilmiş nazar erbâbına olmuş heme yağma…

Mısra-ı Rabi | Dördüncü Dize
Güzelim âşıka cevr etme cefâ meşrebine gitme amân haste-i hicrânını incitme ki bir gün ola sen dahi düşüp aşkına senden beterin zülfüne ber-dâr olasın mihnet ü endûha haber-dâr olasın âh u figânıyla yanıp yakılasın gül-ruhunun şulesine âlemi şeydâ kılasın sonra nedâmetlerini kimseye izhâr edemezsin ki sen uşşâkına rahm etmedigin lutf u vefâ meslegine gitmedigindir ki gelip yoluna bu dâme tutuldun deyü envâ-ı melâmetler edip birbirine halk işâretler edip âşıka rahm etmeyenin hâli budur zübde-i âmâli budur öyle gerekdir deyip ol hüsnüne dil bagladıgın kâfiri tahrîk ederek bir bir ederler sana tevbîh o zamân sen diyesin kim bu sözleri hep söyledi dîvâne kıyâs eyledi kim Gâlib-i şeydâ…

[Açıklama: Birkaç kez okunduğunda, çok zengin bir düş gücü ve aşırı incelikli bir anlatımı var bu dizelerin. Dilinin günümüz Türkçesinden epey uzak olması ve içerdiği Arapça ve Farsça ağdalı tamlamalar bir yana, şiirsever ya da şiir yazar herkesi epeyce düşündürecektir sanıyorum bu dizeler. Değişik imge ve söyleyişlerle divan şiirine yeni bir hava getirmiş olan, Osmanlı divan şairi Şeyh Galib'in (1758-1799) dört uzun dizeden oluşan bu düzyazı şiir türünün adı Bahr-ı Tahvîl'dir. Bu türe, belki "Nehir Dize/Şiir" diyebiliriz. Okurların bileceği gibi, mesnevi türündeki 2041 beyitten oluşan Hüsn ü Aşk da Galib'indir.
Şunu da anımsatmakta yarar var: Fotoğraflar üzerine "tık"ladığınızda, onları daha gösterişli biçimiyle izleyebilirsiniz.

Yorumla|Paylaş

aN & Nokta


bir AN gelmeli


titremeli yüreğim
// sesini //
duyduğu zaman

♥ ☼ ♥

öyle yarım // düşler // düşünceler
yalan // seni //
düşünmeden edememler

öyle mahçup // eski // sevdalar
yeniyetme // yarım //
yalanların
gölgesinde

öyle hüzünlü

♥ ☼ ♥



hangi vakit düşünsem
// seni //
düşümde seviyorum

yıllara şahit olamadık
// beraber //

yaşıyorsun ya
şükrediyorum


♥ ☼ ♥


NKTA


karanlık
küçücük
sessiz 
bir

bitti mi şimdi
cümle ?
oysa biz seninle

daha neler
yaşayacaktık

karanlık
donuk
soğuk
bir

bitti mi şimdi
diyeceklerin ?
oysa biz seninle

daha neler
konuşacaktık




"An" ve "Nokta" | SekizinciRengim  |  28 Ekim 2012 | 14:59
Yorumla|Paylaş

Doğum Günümüz: 60 + 1

bugün: ben tam 1'imdeyim, o tam 60'ında...

[ben tam 60'ımdayım, o tam 1'inde..]

elindeki Leibniz Kitabının"son okuma"sıyla uğraştığı günlerdi...

gel, dedi, birlikte taşıyalım, dedi.
taşıyabildiğim kadarını, dedim.
taşıyabildiğin kadarını dedim, dedi.

Yorumla|Paylaş

Aşk Olsun! | "Aşk" ve Felsefe

açtık mıydı hele bir | son vitesi,
adedi devir... | motorun sesi...

uuuuuuuy! çocuklar kim bilir
ne harikuladedir | 160 kilometre giderken öpüşmesi...

[Nâzım Hikmet | "Nikbinlik" | 1930]

Anlam Adacıkları... Bundan önceki "Felsefe ve 'Aşk'" başlıklı yazımda, günü ve saati yaklaşan "Felsefe Akşamları İstanbul'da Bir Başkadır" adlı etkinlikten ve bu etkinliğin konuşmacısı Dr. Ufuk Yaltıraklı'dan söz etmiştim. O yazımla, bir bakıma bu etkinliğe "son çağrı" çizgisinde öznel bir katkı sağlamaya çalışmıştım.

Konuşmacı Yaltıraklı'nın yakın geçmişte, kendisiyle yapılan bir söyleşiye eriştim internet'te. "Önceki Yüzyıllarda Herkesin Hedefi Vardı. Bugün İnsanlarda Hedef Kalmadı" başlıklı bu söyleşide şöyle diyordu Yaltıraklı: "Felsefe yanıt vermez, soru sorar. Biz de öyle yapıyoruz."
Bu söyleşide kullandığı "anlam adacıkları" kavramı özellikle dikkatimi çekti benim.
"Az da olsa, mutlu olmaları için insanlar, o 'anlam adacıkları'nı yakalamaya çalışmalı. Öznel dünyalarını geliştirmek isteyenler çok okumalı, yazmalıdırlar. ... Düşünmek de lazım: kendimizi düşünmekle başlayabiliriz söz gelimi."

"Felsefe ve Aşk" | Konuşmacı: Dr. Ufuk Yaltıraklı | 14 Temmuz 2012 | Dragos Sahil Sitesi - Havuzbaşı

Logİstanbul okurları iyi bilirler: Bu blogun amacı, "İstanbullu olma sorumluluğu"nun yerine getirilip, İstanbul'da yaşarken edinilen her tür kazancın "yazı yoluyla geridönüşümü"nün gerçekleştirilmesi. Yaltıraklı'nın yukarıdaki sözüne kulak verirsek, bu da bir tür "anlam adacığı" sayılabilir. Yarım yüzyıllık bir İstanbullu olarak, nerdeyse her şeyimi burada kazandım; yine nerdeyse yalnızca kazancımın çoğunu değil, çoğu sevdiğimi de bu kentte yitirdim. Sevdim, sevildim; terk ettim, terk edildim...

Yorumla|Paylaş
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...
 

Labels | Etiketler

08 Mart 2014 10 05 2015 Anneler Günü 101 Dize 11 Mayıs 2014 12 Mayıs 2013 Anneler Günü 13 Mayıs 2012 14 Şubat 18 Ağustos 18 Ağustos 2010 Doğumgünüm 18 Ağustos 2011 Doğumgünüm 18 Ağustos 2012 18 Ağustos 2013 18 Ağustos 2014 18 Ağustos 2015 Doğumgünüm 2011 2014 Falım 2015 60+1 8 March 8 Mart 8 Mart 2013 Adalar Adalet Ağaoğlu Âh Mine'l-Aşk Ahmet Hamdi Tanpınar Ahmet Haşim Ahmet Ümit Akşamüstleri All The Flowers Gone Altmışa Merdiven Anadolu Büyüsü Anadolu Çalgılarıyla Rahatlama Müziği Anayurt Özlemi Anneler Anneler Günü Âşık Sana Bir Sözüm Var Aşk Aşk Çocukları Aşk İki Nokta Üst Üste Aşk Mektupları Aşk Sürgünü Aşk Şiirleri Aşk Üçgeni Aşk ve Felsefe Aşkın Kokusu Aşkın Renkleri Aşklar Attilâ İlhan Ayın Nadir Aykırı Metinler Aykırı Sesler B. B. King Baba Babalar Günü Bahar Bahr-ı Tahvîl Bahrı Tahvil Behçet Necatigil Ben Birimdeyim O Altmışında Bilmem Şu Feleğin Bir Aşk Öyküsü Bir Bahar Akşamı Bir Yılbaşını Anlamak Blues Boşuna Bekliyorsun Bu Dünyada Olan Bitenler Buket Uzuner Buluşmak Üzere Can Yücel Caz Cemal Süreya Cemre Cep Telefonu Cogito Come Out Whatever You Are Cümleler Çamlıca Çıplak Ayaklıydı Gece Çiçekler Çivitmavisi Çoğulcu Bir Aşk Belgesi De ki Dedicated to Van Gogh Deniz Depremler Der ki Nar DerKenar Devrim Diller ve Nesneler Dilsiz Aşk Divan Şiiri Doğum Gelenekleri Doğum Günüm Doğum Törenleri Doğumgünleri Dost Dostların Anısına Dostluk Dört Mevsim Dr Ufuk Yaltıraklı Duvar Yazıları Dünya Anneler Günü Dünya Annneler Günü 2010 Dünya Annneler Günü 2012 Dünya Kadınlar Günü Editorbey En İyi Dost Erciş Erkeklerimiz eS Eysan Facebook Fal Felsefe Felsefe Akşamları Felsefe ve Aşk Felsefe ve Yaşam Felsefenin Aşkı Felsefenin Tadı Fotoğrafçı Friendship Geldi Kafiye Gitti Safiye Gemiler Giderim Van'a Doğru Göç Gökkuşağı Gökyüzü Gülen Yüzler Ülkesi Güller Gülten Akın Güven Turan Güvercin Ayrılıklar Güvercinler Güvez Güvez Diliyle Güvez Fotoğrafları Güvez Gözüyle Güvez Şiirleri Güzelleme Happy Birthday To Us Hasat Mevsimi Haydar Ergülen Hepi Börtdey Tu As Hepi Börtdey Tuuu Miii Hercai Hide and Seek İblisler Azizler Kadınlar İdiller Gazeli İki Kıta İki Âşık İkimizin Doğum Günü İlhan Berk İlk Akşam İlk Gün İlkbahar İlkyaz İnferno İskender Pala İstanbul İstanbul Baharları İstanbul Etkinlikleri İstanbul Fotoğrafları İstanbul Mevsimleri İstanbul Şiirleri İstanbul ve Aşk İstanbul'da Aşk İstanbul'da Felsefe İstanbullu Şiirler İyi ki Doğdum Joan Baez Kadıköy Kadıköy'de Söyleşi Kadınlar Kadınlar ve Erkekler Kahvaltı Kandil Işıkları Kapı Kara Kuşlar Karakışlar Kargalar Karşılaşmalar Kavuşma Kayahan Özgül Kediler Kedilerin Aşkı KendimLe Kıyılar Klip Kuşlar Kutlama Kutsal Aşklar Kuyudaki Adam Logos Louise Glück Martı Martılarındır İstanbul Mektuplar Moda Mother's Day 2013 Murathan Mungan Mutluluk Müzik Nar Nâzım Hikmet ve Aşkları Nehir Dizeler Netlog Nirvana nirvAnne Omlet Özdemir Asaf Özlem Panorama Papatyalar Parıltı PusulaŞiir Refik Erduran Relaxation Music with Turkish Instrument Renkli Taşlar Resmin Gölgesi Şiire Düştü Ruhi Su Sabah Saint Valantine Day Saklambaç Seçiminiz Hangisi? SekizinciRengim Seni Düşündüm Servet-i Fünun Sevda Sevgi Sevgi Soysal Sevgili Sevgili Sözleri Sevgililer Sevgililer Günü Sevgililer Günü 2015 Sobe Sokaklar Söylenmezi Bulmak SuSu Şeker Bayramı Şeyh Galib Şiir Şiir Şey Şiir Şeyler Şiirler ŞiirŞey ŞiirŞeyler Şubat Taşlamalar Tevfik Fikret Tuttum Birini Sevdim Ufuk Yaltıraklı Üsküdar Üzgün Kediler Gazeli Van Erciş Depremi Van Gogh'a Adanmıştır Vapur Vapurlar Video Videolar World Mothers Day World Women Day Yakalar Yalnızlıklar Yâren Yâren Evi Yârenlere Ağıt Yaş Yaşam Yaz Yaz Issız Yazısız Yeni Yıl Yeni Yıl Kutlaması Yılbaşı Yolllar Yunus Emre Yurdumsun Ey Uçurum Yürümek